SEVGİ neydi ?





Hayao Miyazaki, Japon manga ve anime sanatçısıdır.



Viktor Frankl’a göre sevgi, insanın yaşamına anlam katan en güçlü duygusal deneyimdir. Çünkü kişinin kendini aşmasını ve başka bir varlığa derin bir bağlılık hissetmesini sağlar. Ancak sevgi, beraberinde kaybetme korkusunu da getirir.

Howl'un korkusu, özgürlüğünü kaybetmek ve bir "canavar" haline dönüşmektir. O, Frankl’ın tanımladığı "egzistansiyel vakum" (varoluşsal boşluk) içinde, dış görünüşüyle ve çocuksu kaçışlarıyla anlam arayan bir figürdür. Howl’un "canavarlaşma" korkusu, aslında kendisiyle (gölge arketipiyle) yüzleşme korkusudur.


Frankl’a göre gerçek özgürlük, "koşullardan bağımsız olmak" değil, "koşullara karşı bir tavır alabilmektir." Howl’un Sophie’ye duyduğu sevgi; onu çocuksu kaçışlardan, aktif bir sorumluluk aşamasına taşır. O, artık özgürlüğü "bağlanmamakta" değil, sevdiği için sorumluluk almakta bulduğunu gösterir.


Sophie'nin en büyük korkusu ise, bir yere ait olmama ve değersizlik duygusudur. Onun laneti, aslında içsel durumunun bir yansımasıdır. Kendini yaşlı, sıradan ve değersiz gören Sophie, yaşlanarak bu içsel boşluğu somutlaştırır. 



Sophie Yürüyen Şato’da edindiği arkadaşlar sayesinde ilk kez kendini bir yere ait hisseder ve öz-değeri keşfeder. Fakat bu deneyim beraberinde kaybetme korkusunu da getirir. Bu yüzden “Korkuyorum… İçeri girdiğimde senin ortalıktan kaybolacağından korkuyorum. Howl, bana gerçeği söyle! Canavar olup olmaman umurumda değil.” der.





Sophie’nin "Canavar olup olmaman umurumda değil" haykırışı, Frankl’ın koşulsuz kabul ilkesiyle örtüşür. Sophie, Howl’un kusurlarını bir engel olarak değil, onu "o" yapan parçalar olarak görür. Bu kabul, Sophie’nin kendi öz-değerini de iyileştirir; çünkü başkasını tüm eksiklikleriyle sevebilen bir ruh, kendi eksikliklerinin de sevilebilir olduğunu fark eder.


Kısacası Sophie ve Howl’un hikayesi anlam arayışının hikayesidir. Her ikisi de korkularını aşarak bağ kurar. Howl, özgürlüğün sevgi ve sorumlulukla dengelenebileceğini öğrenirken Sophie, öz-değeri keşfeder. Onlar korkularını ve eksikliklerini kabul ederek sevgi yoluyla yaşamlarına anlam katar…




Sonuç olarak, Yürüyen Şato (Howl’s Moving Castle) dünyanın savaşa ve yıkıma sürüklendiği bir atmosferde, birbirlerinin ruhuna tutunarak büyük karanlıkları (savaşı bile) aydınlatabileceklerine inanan Sophie ve Howl’un hikayesidir.


Keyifle izlemeniz dileğimle... Sevgiyle kalın.



Hiç yorum yok:

Telif Hakkı © 2018 Emre GÜLCAN. Blogger tarafından desteklenmektedir.