SİZ DE KENDİNİZİ ANLATMAKTAN YORULDUNUZ MU? (Flört Yorgunluğu Nedir?)

Flört Yorgunluğu (Dating Fatigue) Nedir? Flört Yorgunluğu İle nasıl başa çıkılır? Ghosting, love bombing, breadcrumbing, duygusal tükenmişlik

 
Yeni biriyle tanışma fikri, içinizde bir heyecan dalgası değil de bir "mesai" hissi uyandırıyorsa; kendinizi anlatmak bir yük gibi geliyor ya da mesaj kutunuza düşen her bildirim, keşif arzusu yerine bir sorumluluk oluşturuyorsa, yalnız değilsiniz. Bu deneyimin bir adı var: Flört Yorgunluğu.

Erving Goffman’ın Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu adlı eseri, günümüzün duygusal çıkmazlarından biri olan flört yorgunluğunu ve insanın duygusal tükenmişliğini anlamak için harika bir zemin sunar.

Goffman, toplumsal ilişkileri bir tiyatro sahnesine benzeterek açıklar. Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu kuramına göre sosyal yaşam, bireylerin aktör, toplumun ise seyirci olduğu devasa bir tiyatro oyunudur. İnsanlar sosyal etkileşime girdiklerinde, tıpkı birer tiyatro oyuncusu gibi, başkalarının gözünde belirli bir izlenim yaratmak ve bu izlenimi sürdürmek için performans sergilerler.

Goffman’a göre benlik, içimizde sabit duran biyolojik ya da değişmez bir öz değil; etkileşimlerin, maskelerin ve toplumsal onay arayışlarının sonucunda anlık olarak inşa edilen dramatik bir üründür. Anlık olarak inşa edilen bu “benlik” tıpkı tiyatro sahnelerinde oyunculara verilen roller gibidir ve birey; oyunda kalmak, reddedilmemek ve toplumsal yaşamda kabul görmek için sürekli olarak bu rolleri oynar.  Anne, baba, evlat, öğrenci, öğretmen, sevgili, eş, müşteri, müdür vs. Toplumsal yaşamda biriyle yüz yüze geldiğimiz her an bize verilen bu rolleri oynar ve karşımızdaki kişide bir izlenim bırakırız. Hatta istesek de istemesek de bir “izlenim” yaratırız. İşte karşı tarafta oluşan bu izlenimi kontrol etme çabamıza Goffman, “İzlenim Yönetimi” adını verir. Amaç; başkalarının gözündeki değerimizi korumak, dışlanmamak ve ideal bir imaj yaratarak sosyal etkileşimin pürüzsüzce akmasını sağlamaktır.

Hepimiz Birer Oyuncuyuz

İlk buluşma ve flört aşaması, bireylerin birbirlerine karşı "izlenim yönetimi"ni en çok kullandıkları dönemdir. Flört sürecinde ve ilk buluşmalarda tamamen "kendimiz" olmayız; karşı tarafta belirli bir imaj (çekici, kibar, cool, güvenilir vb.) yaratmak için bilinçli veya bilinç dışı stratejiler geliştiririz. Giydiğimiz kıyafetler, kullandığımız kelimeler, beden dilimiz ve hatta sessizliklerimiz bile bu izlenim yönetiminin bir parçasıdır.

Sahne Önü; kişinin seyircilerin (toplumun, partnerin) karşısına çıktığı ve performansını sergilediği alandır. Bu alanda davranışlarımızı rastgele değil, belirli kurallara göre şekillendiririz. Çünkü sahne önü, beklentilerin, normların ve kuralların en yoğun hissedildiği yerdir. Bu nedenle karşı tarafa benliğimizi en ideal haliyle sunmaya çalışırız.

Sahne önünün iki ana unsuru vardır:

1- Fiziksel Çevre (Dekor): Kişinin performansını sergilediği; mobilyalar, mekân tasarımı ve sahne donanımlarından oluşan fiziksel çevre, sabit katmandır. Flört bağlamında burası, partnerimize "ben kimim, nasıl bir hayat yaşıyorum ve sana nasıl bir değer veriyorum" mesajını ilettiğimiz yerdir.

İlk buluşma için seçilen o loş ışıklı, entelektüel kafe, şık bir restoran veya kişinin bütçesini zorlama pahasına, sırf "X elit mekanında takılıyorum" imajı çizmek için rezervasyon yaptırılan yer, flört arenasında sergilenecek olan oyunun fiziksel çevresi, “dekor”larıdır.

Eğer buluşma evde gerçekleşecekse duvarda asılı duran o spesifik tablo, kitaplıktaki popüler kitapların arkaya saklanıp, daha felsefi veya sanatsal kitapların öne çıkarılması ya da "ben aslında çok rahat ve cool biriyim" imajı çizmek için evde yaratılan yapay, hafif bir dağınıklık... Bunların hepsi karşı tarafa bir "kültürel sermaye" yaşam stili ve zevk aktarma çabasıdır. Yani mükemmel dekor örnekleridir.

2- Kişisel Vitrin: Kişinin doğrudan üzerinde taşıdığı, onunla birlikte hareket eden ve diğer insanların (partnerin, seyircilerin) doğrudan kişiyle bağdaştırdığı unsurlardır. Goffman’ın “kişisel vitrin” kavramıyla kastettiği; giyim, statü sembolleri, konuşma şekli, beden dili, tarz ve tutumlardır.

Buluşma için günlerce düşünülen kıyafet kombinleri, saat, takı, ayakkabı veya parfüm seçimleri; ilk buluşmalarda normalde olduğundan daha dik durmak, espri yapıldığında daha kontrollü gülmek, ses tonunu bir tık daha derinleştirmek veya daha kibar bir diksiyon kullanmak birer “kişisel vitrin” elemanıdır.

İnstagram profilinde öne çıkarılan hikayeler, biyografi yazımız, seçtiğimiz fotoğraflar (örneğin evcil hayvanla çekilmiş fotoğraf: "Ben hayvanseverim", seyahat fotoğrafları: "Ben dünyayı geziyorum") tamamen birer kişisel vitrin elemanıdır.

Sahne Arkası;

Seyircilerin ya da partnerin göremediği, kişinin maskesini çıkarıp gerçek benliğine döndüğü alandır. Burada artık izlenim yönetimi yapmaya gerek yoktur; çünkü seyirci yoktur. Kişi bu alanda performans baskısından kurtulup rahatlar. Bastırdığı ya da kontrol etmeye çalıştığı duyguları, alışkanlıkları serbest bırakıp ağlayabilir, küfür edebilir ya da salaş giyinebilir. Sahne arkası kişinin sahne önüne yani toplum önüne ya da partnerin karşısına yeniden çıkmak için enerji topladığı ve "kendi gibi" olabildiği güvenli sığınaktır. Birey, sahne önündeki rolünün kusurlarını burada telafi eder, rolü eleştirir ya da geliştirir ve tekrar sahne önündeki rolüne hazırlanır.


İlk buluşmadan eve dönen kişi kapıyı kapattığı an sahne arkasına geçer. Kişi pantolonunu ya da elbisesini çıkarıp fırlatır. Pijamasını giyer. Makyajını siler. Koltuğa uzanıp derin bir "Oh!" çeker. Arkadaşını arayıp buluşmanın kritiğini yapar: "Sürekli dizilerden, edebiyattan bahsetti, içim şişti. Çok yoruldum." Bu konuşma ve rahatlama anı tam bir sahne arkası dinamiğidir. Buluşma öncesi ayna karşısında geçirilen stresli saatler, arkadaşlara "Ne giyeyim?, Ne konuşacağım bu adamla?" diye sormak da sahne arkasındaki rol hazırlığıdır.

İlişki ilerledikçe, çiftlerin birbirlerinin yanında en ham halleriyle (diş fırçalarken, pijamalarıyla uzanırken, saç baş dağınık evde miskin miskin dolaşırken) bulunabilmesi, sahne önünün daralıp sahne arkasının genişlediğini gösterir. Sağlıklı ilişkiler, güvenli bir sahne arkası yaratabilen ilişkilerdir.

Günümüzde flört süreci kişiler üzerinde ciddi bir psikolojik yük yaratır. Kişi artık karşısındakinin "sahne önü" performansını, tasarlanmış profilini, ezberlenmiş flört cümlelerini, basmakalıp ifadelerini duymaktan, görmekten bıktığı ve kendi sahne önü performansını sergilemekten yorulduğu için tükenir. Sürekli flört aşamasında kalındığında, yani ilişki derinleşip güvenli bir alan yaratmadığında kişi bir türlü sahne arkasının konforuna (sağlıklı ilişkinin getirdiği o güvenli, maskesiz alana) geçemez. Her an tetikte ve performans baskısı altında olmak, "Acaba beni böyle görürse beğenmez mi?" korkusu yaşamak, sahne arkasını yok eder. Yorgunluğun zirve noktasında birey, partner adayının yanında geçireceği zamandansa yalnızlığı seçer. Böylece “Flört Yorgunluğu” oluşur.

Flört Yorgunluğu; sürekli yeni insanlarla tanışma, tekrarlayan kendini açma, bağ kurma, kopuş ve hayal kırıklığına uğrama döngülerinin yarattığı duygusal ve zihinsel tükenmişlik halidir. Yani, aralıksız olarak sahne önünde kalmanın ve her yeni flörtte sıfırdan yeni bir performans sergilemek zorunda olmanın yarattığı bir "sahne tükenmişliğidir."

Kesintisiz ve aşırı yoğun bir izlenim yönetimi zorunluluğu ve sahne önü performansı kişiyi tüketir. Flört yorgunluğu yaşayan bireyler, sahne arkasında dinlenmeye fırsat bulamayanlardır. İnsan, doğası gereği sahne arkasına ihtiyaç duyar; maskesini çıkarıp, kusurlarıyla kabul edilebileceği güvenli bir alanı özler. Ancak modern flört kültürü, sahne arkasını yok ederek bireyi sürekli sahne önünde kalmaya ve “ideal benlik” sergilemeye zorlar. Her başarısız deneme, sahne önü performansının biraz daha ağırlaşmasına, repliklerin daha yapay gelmesine neden olur. Bir süre sonra insan, "sahneye çıkacak takati" kendisinde bulamaz. Bu durum, bireyin sevme potansiyelini yok etmez; sadece bir savunma mekanizması geliştirmesine yol açar. Çünkü kişi, tanışma ve flört sürecini bir "keşif" olarak değil, sonu hüsranla bitecek yeni bir "kayıp" ve performans olarak kodlamaya başlar. Artık içtenlik bir risk, kaçınma ise bir korunma yöntemi haline gelir.

Flört yorgunluğu, sevebilme yeteneğimizi değil, güvenli bir bağ kurabileceğimize dair inancımızı zedeler. Sürekli sergilenen performanslar ve ardı arkası kesilmeyen hayal kırıklıkları, bizi bir daha asla maskesiz, olduğumuz gibi kabul edilemeyeceğimiz fikrine inandırabilir. Ancak bu tükenmişlik kalıcı değildir. Rollerin bittiği, sahne ışıklarının söndüğü ve insanın sadece kendi ham gerçekliğiyle var olabildiği o "güvenli alanı" bulduğumuzda; kırılan inancımız yerini yeniden başlama cesaretine bırakır. Çünkü gerçek bağ, sahne önünün kusursuz performansında değil, sahne arkasının tüm yalınlığı ve kırılganlığıyla paylaşılabilmesinde gizlidir. 

Hiç yorum yok:

Telif Hakkı © 2018 Emre GÜLCAN. Blogger tarafından desteklenmektedir.